Japonya Gezgini

Japonya Gezgini Kimdir?

Şurda doğdum, filanca okulu bitirdim, bilmem ne firmasında çalışıyorum, falanca yerde yaşıyor, evli ve 2 çocuk babasıyım gibi sıkıcı cümleler kurmayacağıma emin olabilirsiniz. Malum, sitenin konusu Japonya olunca, ben de size Japonya üzerinden Japonya Gezgini‘nin kısa hayat hikayesini paylaşacağım.

Müzik Aşkı

Üniversiteye başlayana kadar ilkokuldan itibaren evden okula okuldan eve ot gibi geçen hayatıma renk katmanın ve hayatın ritmini yakalamanın zamanı çoktan gelmişti. Japonya aşkı tam olarak ne zaman başladı derseniz, ilk hatırladığım şey ilkokulda iken ülkeleri tanıtan küçük kitapçıklarım vardı. Evde onlara arada bir uğrar, okur ve fotoğraflarına bakardım. Hiç unutmuyorum, Japonya kitapçığını okurken içimde bir kıpırdanma olurdu. Kitaptaki Japonya’ya dair fotoğraflar bile hala gözümün önündedir.

Film izlemeyi ben de herkes gibi çok severim ama çok fazla film dağarcığı olan biri de değilimdir. Bende iz bırakan ve hayatıma yön vermeme vesile olan iki filmden bahsedeceğim size. Üniversite sınavlarına hazırlandığım yıllar, sene 2002 falan. Abim bir filmkolik olduğu için sık sık biraraya gelir, film izlerdik. Shine adlı filmde bir piyanistin dram dolu öyküsü anlatılıyor. Film beni bir müzik enstrumanı çalmaya öyle motive etmişti ki çok geçmeden soluğu davul dersinde aldım. O yıl, hem üniversite sınavlarına hazırlanıyor hem de davul öğreniyordum. Biriktirdiğim sitresi elime aldığım bagetlerle amatörce bir o yana bir bu yana sallayarak atıyordum.

Davul hocam, hukuk öğrencisi, metal müzik grubu olan çok dürüst bir insandı. Bana davulun en temel kaidelerini tekniğine uygun bir şekilde öğretti. Takriben 7-8 ay devam ettiğim derslere hocamın “artık serbestsin kendini geliştir” sözüyle noktayı koydum. Akabinde çok geçmeden çok yetenekli bir bestekar arkadaşla ilk grubumu kurdum. Yaklaşık 7 senelik davul hayatımda üç grup kurdum, sahnelerde boy gösterdim. Maymun iştahımla gitar, ney, solfej ve en sonunda piyano dersleri aldım. Ancak müziği sevdiğim kadar sahneleri pek sevemedim. Hayat meşgalesi, gelecek planlamaları derken amatör müzik kariyerimi noktaladım. İlk grubum Sondört’ün şimdilerde albümleri de var. Dinlemenizi tavsiye ederim.

Hacettepe Üniversitesi Bahar Şenliklerinde Sahne Alırken

Japonya Aşkı Filizlenirken

Üniversiteye adım attığım ilk sene, bir Holywood yapımı film daha sönmek üzere olan ateşi yeni bir kıvılcımla tutuşturdu. Filmin ismi ise Last Samurai ya da Son Samuraydı işte. Ne filmdi ama. Filmde, kaptan Algren’in okyanus aşırı bir ülkeye gidip (Japonya) oradaki kültürden etkilendiği ve kalan son samuray olarak aradığı huzuru bulduğu anlatılıyor. İçimden; “Evet bir gün ben de bu ülkeye gideceğim” dediğimi iyi hatırlıyorum.

Yıllar sonra, tam da Japonya’yı unutmuştum derken tekrar kapımı çalıverdi bu ülke. Üniversite son sınıfta Japonya Büyükelçiliği’nin Monbusho eğitim bursu kapsamında yaptığı sunumda buldum kendimi. Tabi kaçar mı benden, başvurdum hemen okkalı bir proje ile. Kendimce projem okkalıydı ama bursa seçilmemiştim. Ama sözüm vardı gidecektim ben Japonya’ya. Kendimi çok iyi motive etmiştim bu sefer. Hatta bazı arkadaşlarım benim gideceğimi düşünüp peşin peşin hayırlı olsun bile demişlerdi. O okkalı diye tabir ettiğim projemi hayata geçirmek için yola koyuldum.

Bir Firmanın Ayak Sesleri

İlk başarısız girişimim Sanayi Bakanlığı’nın Teknogirişim adıyla lanse ettiği teşvik programıydı. Sunumum sonrası evime; “projeniz bilimsellikten uzak bulunmuştur” yazılı bir mektup gönderdiler. Moralimi bozmadım, gaz pedalına daha fazla bastım, vitesi yükselttim ve soluğu KOSGEB Genç Girişimcilik programında aldım. Bir yandan programdaki eğitimlere devam ediyor diğer yandan eczacılıkta yüksek lisans derslerime gidiyordum.

Bu arada ben Biyoloğum. Eczacılık ne alaka derseniz; projemin konusu tıbbi bitkiler, gıda takviyesi imalatı, insanlığı hastalıkların ve ilaçların pençesinden kurtarmak olduğu için alanım dışında eğitim almak istedim. Üniversite son sınıfta, TÜBİTAK’a verdiğim “bazı bitkisel karışımların dirençli bakteriler üstünde üremeyi durdurucu etkisinin araştırılması” konulu projem onaylanmış ve çalışmalarımı büyük bir heyecanla tamamlamıştım. Yani proje kapsamında kendi alanımda elimden geleni yapmaya çalışmıştım.

Her neyse, Genç Girişimcilik programına devam ettiğim sıralar, Hacettepe KOSGEB’in AR-GE proje desteğine başvurdum. Sunumumdan 3 ay sonra projem kabul edildi ve mezuniyetimden 2 yıl sonra kendi şirketimi kurdum. Emsallerimin büyük çoğunluğunun iş bulmak uğruna KPSS kursu, OSYM sınavları, yurtiçi ve yurtdışı yüksek lisans peşinde koştuğu sıralar ben, deli cesaretiyle hakkında hiçbirşey bilmediğim bir işe soyunmuş ve 2 yıl süren Ar-Ge, sabır ve kazıklanma dönemini başarıyla tamamlayarak 2012 yılında piyasaya migren hastalığı için kullanılmak üzere ilk ürünümüzü çıkarmıştım.

Hacettepe KOSGEB TEKMER Binası, 2010

Japonya Gezgini Hikayesi Başlıyor

Hikayeye devam etmeden 2 sene öncesine, şirketi ilk kurduğum sene olan 2010 yılına dönmek isterim. Nitekim 2010 senesi, hayatımda en temel adımları attığım senedir. Malum, şirketi kurmuş tüm heyecanla işin temelini atmaya başlamıştım. Uzun ve çetin bir yol gözüküyordu önümde. Türkiye’de sıfırdan şirket kurmak, pek yapılmayan bir işe kalkışmak (Bitkisel Ekstraksiyon İmalatı) ve piyasada ayakta kalabilmek pek de kolay olmayacaktı.

Japonya hayallerime noktayı koyar mıyım koymaz mıyım derken bir akşamüstü saat 17:40 sularında işten apar topar çıkıp doğru Türk Japon Vakfının yolunu tuttum. Niye? Uzunca bir süredir düşünüp de yapamadığım şeyi yapacaktım; Japonca öğrenmek. Yıllarımı ingilizce kurslarında, hazırlık sınıflarında, o da yetmezmiş gibi bilimum irili ufaklı seviye tespit eden seviyesiz sınavlarla geçirmiştim. Kaybettiğim zamanı farklı bir dil öğrenerek telafi etmek istiyordum. Japon kültürüne olan merakımın gereği olarak tercihimi Japonca’dan yana kullanmıştım.

Japonca kursunun başvurularının son günüydü. Acaba başvuruları kapatmışlar mıdır, kontenjanlar dolmuş mudur, yoksa bir daha başvuramam vs. düşünceleri içinde kendimi TJV’nin binasına atıverdim. Girişteki güvenliğe maruzatımı anlattıktan sonra arka taraftan buyrun diye bir ses yükseldi. Japonca dil kursunun müdürü beni odasına davet etti. Odada çalışmakta olan bir Japon hoca ile selamlaştıktan sonra kaydımı yapıverdim. Evet, Japonya Gezgini‘nin hikayesi tam olarak Ocak 2010 yılında başlamış oldu.

Japonca ile İlk Buluşmamız

Kursa kaydımı yaptırdığım 2010 senesinde şansıma Türkiye’de Japonya yılı ilan edilmişti. Bu kapsamda Japonya‘dan bir öğretmen gönderilmişti ve ilk öğrencilerinden biri de ben olmuştum. Hani şu kaydımı yaparken selamlaştığım hoca var ya, işte o. Kendisi de türkçe öğrendiği için iki taraflı harika bir sinerji oluşmuştu. Açıkçası kursa başladığımda ne kadar ilerleyebilirim pek bilmiyordum. Belki geçici bir hevestir diye düşünmüyor değildim. Kurs toplamda 7 kurdan oluşmakta ve her kur yaklaşık 3 ay sürmekteydi. Gelenlerin büyük bir kısmı anime izleyicisi ve Japon kültürüne meraklı, hatta belli bir Japonca kelime bilgisine de sahip insanlardı. Benim ise bilgim sıfırdı ama Japonya aşkı ve heyecanı doruklardaydı.

Muraki hocamızın sınıftaki enerjisi, öğretmek için gösterdiği çaba, benim hafta içi biriktirdiğim sitresi haftasonu kursta atma isteğimle birleşince, kurs benim için bambaşka bir havaya büründü. Hayatımda ilk defa bir dersi ve ödevleri bu kadar severek ve isteyerek yapıyor, çalıştıkça çalışıyor ve dersleri iple çekiyordum. İkinci kura geçtikten sonra biraz daha hızlı öğrenmek ve kendi kendime çalışarak kur atlama sınavlarını geçmek için plan yaptım. Üçüncü ve dördüncü kur derslerine katılmadan beşinci kura geçtim ve Türk hocamın da gazıyla JLPT denen ve tüm dünyada aynı anda yapılan japonca yeterlilik sınavına girip ağzımın payını alıp oturdum. Boşuna dememişler; hızlı giden atın… diye.

Türk Japon Vakfında Muraki Hocam’dan Sertifikamı Alırken, 2010

Yıl boyu gerçekleştirilen konser, sergi, tiyatro ve suşi partisi gibi tüm etkinliklerde hemen hemen bulundum. Oldukça eğlenceli bir sene geçirmiştim. Beşinci kuru bitirip kurstan ayrıldım. Kendi kendime ufak tefek çalışmalar yapıyor ve boş oldukça japon dizilerini izliyordum. Japon dizileri, Japon kültürü hakkında epeyce fikir edinmemi sağlamıştı.

Japonya ile İlk Temas

TJV serüvenimi noktaladıktan sonra bendeki Japonya alevi iyice kor halini almıştı. Bir şekilde Japonya’ya gitmek istiyordum artık. 2011 senesinde kendi işimle alakalı onlarca Japon firmaya faks çektim. Faksımda işbirliği yapmak istediğimden bahsettim.

Bu bağlamda Türkiye’de iki ülke arasında ticari faaliyetler açısından köprü vazifesi gören JETRO adlı kurumla da irtibata geçtim. Bana iletişim kurabileceğim firmaların listesini gönderdiler. Tam olarak sayısını hatırlamıyorum ama ciddi sayıda mail ve faks gönderdiğimi biliyorum. Ancak,bir tane bile cevap gelmedi. JETRO’nun internet sitesindeki eşleştirme programına (TTPP) ilanlar bıraktım. Birkaç Japon girişimciden cevaplar gelmeye başlamıştı. Amacım bir şekilde bağ kurmak ve Japonya’ya gidip ticari faaliyetlerde bulunmaktı.

2011 yılında işimle alakalı hedeflediğim birkaç fuardan birisi de Tokyo’da yapılacaktı. Vakit kaybetmeden başvurumu yaptım ve hazırlıklara başladım. Orada irtibata geçtiğim girişimcilerle, üniversite hocalarıyla ve tabi ki uzun süredir yazıştığım mektup arkadaşlarımla randevularımı ayarladım. Arkadaşlarım türkçe, ben ise onlara japonca metinler gönderiyor, birbirimizin yanlışlarını düzeltiyorduk. Böylece iki taraflı dil becerilerimizi geliştiriyor hem de merak ettiğimiz, kültürlerimize dair birçok konuyu birbirimize soruyorduk.

Ben arkadaşlarıma, sesimi kaydedip japoncamı da kullanarak içinde türkçe dinleme, dil bilgisi ve okuma çalışmalarının olduğu  9 haftalık eğitim seti hazırladım. Sadece bir arkadaşım bu derslere iştirak etti. Ara sıra skype konuşmalarıyla da bunu destekledik. Japonya’ya gideceğimi, buluşmak istediğimi ve mümkünse bana rehber olmasını istedim. O da bu teklifimi memnuniyetle kabul etti. Evet, bana Japonya yolu gözükmüştü.

Japonya’ya İlk Adım

Kendime 2 haftalık deli dolu bir gezi planı hazırladım. Her ne kadar acemi de olsam gidebildiğim her yere gitmeyi istiyordum. 11 Mart 2011 senesinde gerçekleşen büyük doğu depremi ve tsunami’den ağır yara alan Japonya’yı televizyon ekranlarından izlerken çok üzülmüştüm. Mart ayını gece gündüz Japonya’daki nükleer felaket haberleriyle geçirmiştim. İnsanlar, Japonya gezilerini iptal ediyordu. Japonya, ciddi bir krizin eşiğindeydi. Hocalarım, gezimi iptal etmemi tavsiye etselerde, ben iyicene ucuzlamış olan biletlerden faydalanarak, Japonya yoluna koyulmuştum.

Haziran 2011, Çin’deki bir fuar ziyareti sonrası ilk durağım Kyoto idi. Arkadaşımla Kyoto’da buluşacaktık. Kyoto, benim Japonya’da ilk gitmek istediğim şehirdi. Arkadaşım işinden izin almış, tee Fukuoka’lardan (3 saat tren mesafesi) beni gezdirmek için gelmişti. Tokyo’ya iner inmez, hızlı trenle Kyoto’ya geçtim. Yorgunluktan Japonya’ya geldiğimi tam anlayamamış bir şekilde kendimi, ayarladığım konukevine zar zor attım. Konukevinde Japon abimiz güzel ingilizcesiyle bana tüm evi tanıttı ve odama yerleştim. Bir mesaj: Japonya’ya geldiniz mi? El-cevap: Evet geldim, yarın görüşmek üzere…

Japonya’da Bir Aşk Filizlenirken

Arkadaşımın oteline vardım. Tanıştık tanışmasına ama içimde tahmin etmediğim bir his vardı. Bu his, gezimiz boyunca arttıkça arttı. Tam 4 gün Kyoto’nun altını üstüne getirdik. Tadı damağımızda bitirdik geziyi ve ben Kyoto istasyonundan arkadaşımı uğurladım. Ama boş değil, her zaman birbirimize çalıştığımız dilde yazdığımız mektuplardan biriyle uğurladım kendisini. Mektup? Siz deyin aşk mektubu, ben diyeyim evlilik teklifi. Ayrılacağımız günün sabahı mektubu kaleme almadan önce kendi kendime düşünüyorum: “Bu içimdeki sevgi kıpırtıları olsa gerek”. Yok canım, dalga mı geçiyorsun, ayıp bir şey, hiç yakışıyor mu, kızcağız onca yol gelmiş seni gezdirmek için senin düşündüğün şeylere bak diyebilirsiniz ama öyle böyle değil.

Kyoto Kinkakuji Tapınağı, 2011

Cevabını bilmediğim bir soruyla gönderdim kendisini. Geride harika Kyoto hatıraları bırakarak. Ama ayrılmadan sözleştik, rotama kendisinin oturduğu şehri de ekledim ve Tokyo’ya geri döndüm. Cevabına göre gidip gitmeyeceğimi belirleyecektim. Bir mail geldi: “Cevabımı sana geldiğinde vereceğim”

Hayatımda Aldığım En Güzel Hediye

Tokyo, Nagoya, Takayama, Kanazawa’dan sonra Fukuoka yolunu tuttum. Elime bir albüm tutuşturdu ve “cevabım bu albümün içinde” dedi. Akşama kadar gezdikten sonra otele geçtim ve albümün kapağını açtım. Kendi fotoğraflarımdan oluşan, içinde türkçe ve japonca karışık ifadelerin olduğu muhteşem bir albüm. Sonunda da türkçe ifadelerle bir parağraf ve “evet” cevabı. Hayatımda alabileceğim en güzel hediye ve en benzersiz evet cevabını 9000 km öteden almış ve kendimden geçmiştim. Japonya’ya ilk adım attığım sene sadece gezmekle kalmamış, Japon damadı olma yolunda ciddi bir adım atmıştım.

Ama işler kolay olmayacaktı, elbette. Sonuçta farklı iki kültür ve beklentiler, aile ilişkileri vb. birçok soru ve sorun kafalarımızı doldurmaya başlamıştı bile. Türkiye’ye döndüm. Aileme azar azar mevzudan bahsettim. İlk tepkileri aldıktan sonra bir süre sadece mailleştiğim arkadaşıma tam 4 ay sonra gelip aile ziyareti yapacağımı bildirdim.

Japon Usulü Kız İsteme

Japonya’da kız isteme aile ile yapılmıyor. Yani anneniz ve babanızla yanınıza lokum, kolonya ve çiçek alarak isteme yapmıyorsunuz. Eğer bir Japon kızla evlenmeye niyetli iseniz onu babasından bizzat isteyerek iznini almanız gerekiyor. Ziyaret gerçekleşti ve müstakbel eşim bir sene sonra Türkiye’ye iade-i ziyarette bulundu. Akabindeki sene yani 2012 yılında Japonya’da aile büyükleriyle biraraya gelerek nişan benzeri bir aktivite gerçekleştirdik.

2013 Mayıs ayında Türkiye’de evlendik. Hanım geride memleketini, işini, arkadaşlarını, malını mülkünü bırakıp Türkiye’ye geldi. Ben bir yandan kurduğum işin gelişmesi için çaba gösterirken diğer yandan kurduğumuz aile cennetiyle meşgul oluyordum. Bir oğlumuz oldu, artık üç kişiydik. Hanım, elinden geldiğince Türkçe öğrenmeye gayret ediyor ancak Japonya’daki sosyal ilişkilerini aynı şekilde Türkiye’de devam ettiremediğinden dolayı sıkılıyordu. Arada bir yaptığımız Japonya ziyaretlerinde çok sevdiğim bu ülkeyi gezme fırsatı buldum. Gitmek istediğim o kadar çok yer vardı ki. Plan üstüne plan yapıp bunlara yanlız gezgin olarak gerçekleştirdim. Zaman böyle akıp giderken ailemiz daha da büyüdü ve bir de kızımız oldu.

Japonya’da Yaşam

Kızımın doğumu sonrası yıllardır hayalini kurduğum ve 6 sene boyunca uğraştığım Japonlarla ticaret mevzusunu gerçekleştirdim. Japonya’ya ihracat yapamasam da ithalat yapmaya başlamıştım. Kendi sektörümüzle alakalı kendi ürettiğimiz ürün portföyüne bir de Japon menşeili bir ürün ekledik. Ancak çok geçmeden 2017 Aralık ayında şirketimde yaşadığım büyük çapta idari kriz, beni geleceğe dönük çok radikal, riskli ama aynı zamanda heyecan verici bir karar almaya itti. Bu seferki projem hayatımı değiştirmeye yönelikti.

Hanımla beraber uzun süre düşünüp, ölçüp biçtikten sonra Japonya’ya yerleşmeye karar verdik. Evet, hayatımda ilk defa yurtdışına tek yön bilet aldım. Bundan sonraki hikayemin nasıl olacağını bilmek isterseniz, sizi Japonya’da Yaşam kategorisindeki yazılarıma bekliyorum. Ben de nelerle karşılaşacağımın, nasıl tecrübeler edineceğimin merakı ve heyecanı içindeyim. Bize duanızı eksik etmeyin. Sağlıcakla kalın. Saygı ve selamlarımla…

Japonya Gezgini

 

Japonya Gezgini © 2018 - Dijital Reklam Ajansı We Dijital